Aşura Günü Ne Oldu?
Hz. İmam Hüseyn (a.s), takriben 72 kişilik küçük ama en yüce sadakat ve vefa erlerinden oluşan ordusuyla tarihin en büyük fedakârlık, vefa ve hemase destanını yazmaya hazırlanırken, karşı tarafta, tarihlerde 30 bin ile120 bin kişiden oluştuğu kaydedilen zulüm, fesat ve ihanet ordusu, bir avuç dünya metasına ulaşmak ve emrine girdikleri zalimlerin rızasını kazanabilmek uğruna, tarihin en çirkin ve en korkunç cinayet tablolarından birini gerçekleştirmenin çabası içindeydiler.
Bir tarafta, tarihin sayfalarında yiğitlik, fedakârlık, iman, cihat ve hak uğruna her şeyinden geçmenin sadıkane örneğini oluşturmak için, cennet gençlerinin efendisi Resululah'ın yadigârı Hz. Hüseyn'in komutanlığında toplanan az ama onurlu bir grup; diğer tarafta ise, dünya hırsı, makam sevgisi, zalimlerden çekinme, batıl taassuplar, kinler, cehaletler ve benzeri gibi batıl saiklarla hareket edip, zülüm ve fesat güçlerinin emelini gerçekleştirmek üzere satılan; değer, onur ve erdemden hiçbir pay almayan, tek kelime ile zalim bir ordu karşı karşıya gelmişlerdi.
Adeta bu günde İslam ümmetinin ve tarihin gelecekteki akışının takdiri belirlenecekti. Öz Muhammedî İslam'ı yaşamak isteyenlerle, İslam adı altında zulüm ve fıska dayanan nizamların sunduğu saptırılmış İslam'ı yaşamak isteyenlerin safları birbirinden ayrılacaktı. Ve bu iki çizgi ve yolun birbirinden farklı olduğunu anlamakta güçlük çekenler alternatifi olmayan iki, zıt yoldan birini seçmek zorunda kalacaklardı. Bunun gerçekleşmesi için ise, gaflet uykusuna dalmış olan İslam beldelerini, bu uykudan uyandıracak bir şok lazımdı. Bunu ise, ancak bu yolda kendini feda eden ilahi bir şahsiyetin bu uğurda akıtılan kanı ve bu şahsiyetin önderliğinde yürütülen sağlamlığında şüphe edilmeyen bir hareket sağlayabilirdi…
İşte Huseyni kıyam, sönmeye yüz tutmuş İslam çırağını yeniden nurlandırarak ve kurumaya başlamış olan İslam ağacının kurumasını önleyerek, ona yeniden can verecek böyle bir hareket idi. Bunun bilincinde olan Hz. İmam Hüseyn (a.s) diyordu ki:
"Eğer Hz. Muhammed (s.a.a)'ın dini, benim kanım yere dökülmeden hayatını sürdüremeyecekse, ben şehadete hazırım."
Bu ilahi kıyamı etraflıca incelemek için, kıyamdan önceki olaylar ve kıyamın başlamasından sonuna kadar vuku bulan hadiseleri ve kıyamdan sonra meydan gelen hadiseleri incelemek gerekir. Ama hiç şüphesiz bu kıyamın zirvesini Aşura gününde vuku bulan hadiseler oluşturmaktadır. İşte bu makalede o gün vuku bulan olaylar anlatılacaktır.
Şimdi bu kıyamın öyküsünü birlikte okuyalım:
Hicri 61. yılın Muharrem ayının onuncu günü yani Aşura günü sabah namazından sonra Hz. İmam Hüseyn (a.s) ordu komutanlarının her birinin vazifesini belirledi.
Diğer tarafta Ömer b. Sa’d da ordusunun saflarını düzeltmekle meşguldü. İmam’ın (a.s) gözü kalabalık düşman ordusuna takılıp karşısındaki sel gibi insanları görünce ellerini göğe kaldırarak şu duayı okudu:
“Allah’ım! Her gam ve kederde sığınağım, her sıkıntı ve zorlukta ümidim ve her musibette güvendiğim Sensin. Kalpleri zayıflatan, kurtuluş yollarını kapatan, dostları kaçıran düşmanları sevindiren nice gam ve musibetleri Sana şikâyet ettim, başkalarından ümidimi kesip Sana yöneldim. Ve Sen o gam ve üzüntüyü giderdin, onları sen izale ettin, her nimetin sahibi ve her dileğin nihayeti de Sensin.”
Aşura günü İmam'ın ashabının düşman ordusuna yaptıkları hitabelerin yanı sıra bizzat kendisi de hedefini açıklamak, ilahi mesajı ulaştırmak ve hücceti tamamlamak amacıyla defalarca düşman ordusunun karşısında durup tarihi hutbeler irad etmişlerdir. Ordusunun saflarını düzene soktuktan sonra İmam (a.s) atına binerek Ömer Sa’d’ın ordusunun karşısında durup ilk konuşmasını şöyle yaptılar:
“Ey İnsanlar! Beni dinleyin; üzerime düşen sizlere öğüt ve nasihatimi dinlemedikçe ve bu bölgeye gelmemin sebebini öğrenmedikçe savaş hususunda acele etmeyin. Eğer delilimi kabul edip, sözümü tasdik eder de bana hak verirseniz, saadet yolunu bulmuş olursunuz ve savaş için de hiç bir sebep kalmaz.