Bu dua yalnızca "Bana güzel şeyler ver." demek değildir. Çok daha derininde, "Vereceğin güzelliği taşıyabilecek bir insan hâline getir beni." demektir.
Çünkü insan çoğu zaman nasibinin güzelleşmesini ister; fakat o nasibe hazır olup olmadığını düşünmez. Güzel bir eş ister ama güzel sevmeyi öğrenmiş midir? Bolluk ister ama bolluğu şükürle taşıyabilir mi? Huzur ister ama zihnindeki kavgaları susturmuş mudur? Hakikat ister ama hakikatin değiştireceği eski hâllerinden vazgeçmeye hazır mıdır?
İşte duanın ikinci kısmı tam burada derinleşiyor:
"Beni de nasibime güzellikle hazırla..."
Yani Rabbim; bana vereceğin şeyden önce beni dönüştür. Nasibim kapıya geldiğinde onu korkularımla kaçırmayayım, yaralarımla incitmeyeyim, nefsimle tüketmeyeyim, kıymetini
bilmeden kaybetmeyeyim.
Belki de bazı gecikmeler nasipsizlik değildir; hazırlıktır.
Allah bazen nasibini geciktirmiyor
olabilir; seni, o nasibin ağırlığını ve güzelliğini taşıyabilecek hâle getiriyordur. Çünkü vakitsiz gelen nimet bile insanın elinde imtihana dönüşebilir.
Nasip yalnızca eş değildir. Bir insan, bir dost, bir evlat, bir iş, bir kapı, bir ilim, bir makam, bir yolculuk, bir hizmet, hatta insanın kendi hakikatine uyanışı bile nasiptir.
Bu yüzden dua iki kanatlıdır:
"Nasibimi güzelleştir."
Bana hayırlısını, temizini, gönlüme ve fıtratıma uygun olanı nasip et.
"Beni de nasibime güzellikle hazırla." Benim gözümü, gönlümü, ahlâkımı, sabrımı ve idrakimi de ona layık hâle getir.
Çünkü bazen mesele güzel bir nasibe ulaşmak değil, gelen güzelliği güzel karşılayabilecek bir gönle sahip olmaktır.
"Rabbim, yalnız nasibimi bana uygun kılma; beni de nasibime layık kıl. Vereceğin nimeti taşıyacak kalbi, koruyacak ahlâkı, fark edecek basireti ve şükredecek idraki bana nasip et.