Hiçbir Rasul yoktur ki; kavimleri ve onların üzerindeki yönetimler tarafından reddedilmemiş ve yine onların eliyle zulme maruz kalmış olmasın. Bu da bize gösteriyor ki, hiçbir Nebi Allah‘ın kendisine gönderdiği vahye veya şeriata aykırı davranmamış ve Allah‘ın verdiği “ilim“ ve “hikmet“le yaptıkları ictihadlarını, -yani şeriatlarını- asla çağlarındaki tiranların, tağutların ve firavunların ideolojileri hatırına tebdil etmeyi veya onlarla uzlaşan toplumlar tarafından kabul edilmeyen şeriatlarını değiştirmeyi ve onların hevasına göre hareket etmeyi veya hüküm vermeyi düşünmemişlerdir.
Kur’an, Şuayb‘ın (aleyhisselam) kavminden söz ederken, onların içinde bulunduğu durumu, bakın bize nasıl resmediyor:
“Onun kavminden olup istikbarda bulunan güçlü seçkinler dediler ki: Ey Şuayb! Seni ve sana iman edenleri ya şehrimizden çıkarırız ya da bizim milletimize geri dönersiniz. (Şuayb) dedi ki: Biz bundan hoşlanmasak da mı? Eğer sizin milletinize Allah bizi ondan kurtardıktan sonra, geri dönersek, biz Allah’a yalan isnad etmiş oluruz. Rabbimizin bir şey dilemesi hariç, bizim asla o millete tekrar geri dönmemiz mümkün değildir. Rabbimiz her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Allah’a tevekkül ettik. Rabbimiz, bizimle kavmimizin arasını hak ile aç (hükmet), Sen açıcıların (fatihlerin) en hayırlısısın. Onun kavminden kâfir olan güçlü seçkinler dediler ki; eğer siz Şuayb’a uyarsanız gerçekten hüsrana uğrayanlardan olursunuz.” [Arâf: 88-90]
Bu ayet-i kerimeyi insaf, akıllılık ve tedebbür ile düşündüğümüz zaman, Nebilerin getirdikleri davetle, Nebilerin vahiyle aldıkları ahlak ve ilkeleri anlayıp kavramakta hiç zorluk çekmeyiz. Ayette çok önemli olan bazı gerçeklere işaret edilmekte. Bununla Allahu Teâlâ gönderdiği dinin, yani ilahi ve değişmeyecek olan “ed-Din”in, kıyamet gününe kadar devam etmesini istediği şer’î çerçevesini bize tanıtmıştır.
Firavunî rejimler, Allah’ın Rasulleri ve onlara iman edenlere dinlerine, yani milletlerine dönmeleri için, akıl almayacak baskılar yaptıkları halde, hiçbir Rasul ve ümmeti bu tağutî rejimlerin milletine dönmemişler ve onlarla uzlaşma içine girmemişlerdir.
| Mehmet Emin Akın
eş-Şerîa: s. 10-11








